-
Şu hayatta öğrendiğim şey: Bir şiiri 40 kez okursanız başınıza gelir
-
Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum
-
Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim, inan ki
-
Sonra başı omzumda “kendimi çok savunmasız hissediyorum” dedi. Aşk cennetten kopmuş bir duygu monsieur… Cennet ise bayıltıcı güzellikte olmalı.
-
İtiraf etmeliyim ki mutlu olunca burda sik gibi kalıyorum. Siz sağlıcakla kalın.
-

Nevizade’ye giderdik belki de. Çok sarhoş olurdum ben. Düzgün düşünemezdik. Evlerimize gitmezdik.
-
Ben burdan gelip geçen bir yel olurum. Yel olurum…
-
Şimdi bana nasıl bir çocukluğum olduğunu mu soruyorsun ? Bir tane bile aşık olduğum komşu çocuğu olmadı.
-
-Bir iki üç dört beş
Daha ne kadar mutlu olmaya yeltenmem bilmiyorum
Bir huy düşün
Bir huydan kurtulmak ne kadar zor olabilir
Benim yerime de düşün
Meşgulüm;
Kendimi mutsuz etmekle
-Altı yedi sekiz dokuz on
Sana dönmeyeceğimi biliyorum
Sen de biliyorsun
Bilmiyor da olabilirsin
Gel demeyi denesene
Hayır deyip
Kendimi mutsuz etmeyi özledim
-Onbir oniki onüç ondört onbeş
Biliyorum
Ayrı yazılır onlar
Siktir et yazım kurallarını
Ben siktir ettiysem
Gerçekten mutsuzum
-On altı on yedi on sekiz on dokuz yirmi
Ne garip
Sadece yirmi mutlu şimdi de
Yirmi’yi ayırmak için mi uğraşsak
-Yirmibir yirmiiki yirmiüç yirmidört yirmibeş
Bu kez hepsi
Birer çift
Kusursuz olmayan
-Yirmi altı yirmi yedi yirmi sekiz yirmi dokuz otuz
Yazıyı anlamamanızı umuyorum
-
‘’Altın Kural: Mutluluk’’ DEĞİL
Etrafta gördüğüm insanların çoğu mutluluğu ”amaç” haline getirmişler. Halbuki mutluluk; amacın bir ürünü olan ”sonuç” değil midir efendiler ? Mutluluğu amaç haline getirmiş insanlar nedense mutluluk kelimesinin arkasına sığınmış sığ insanlar gibi geliyor bana. Hele de sürekli mutluluk adına konuşup, mutluyum tablosu çizmeye çalışan insanlar… Tamam bunları geçiyorum. Ya bu şahıslara salyaları aka aka bakan insanlar? Biri bu şahıslara mutluluğun ne olduğunu anlatsın, kendimi yiyip bitiriyorum burada. Ha şunu da söylemeden geçmeyeyim; bir insan gerçek mutluluğu bulduysa bile hep mutlu olmamalı. Bir insanın ”farkında” olabilmesi için mutlak ve mutlak suretle mutluluğunun yanında mutsuzluğunu da besleyebilmeli. Anlayan varsa; buyursun, kahve içmeye davetlim…

